Amaaan yoldaşım, canıım yoldaşım…

Devam ettik lastikler üzerinde dünyayı ‘dönmeye’ 🙂 Şu sıralar tam çingene işi oldu benimkisi.Daha önce de söylemiştim, şımartmayı bilmek lazım bazen mideyi bazen düşünceyi 🙂

Yol gayet keyifli Güney’e Buenos Aires’e dogru giderken.Kafamı bozacak bir harita ya da kilometre saatine de sahip degilim 🙂

Derken Esperanza’ya ulaşıyorum.Girdigim internet kafede bir mesaj okuyorum, demişki benim Şili’deki ikinci ailemin büyük kızı Natalia ;  ‘Fernandooo , ikinci ailen seni çok özledi, Türkiye’ye dönmeden bir kez daha ugrayabilir misin? diye soruyorlar ve babam sürekli, senin evimize barış ve mutluluk getirdigini söylüyor.Çok teşekkür ediyor sana tekrar’ şimdi ben bu mesajı okuyunca çok içerlendim.Bir evde mutluluk ve barış senbolü olmak… Ellerimle saçımı sakalımı oynamaya başladım, seyrek sakallarımın hissettirdigi ‘ çocuksun sen’  şiirini azcık yalancı cıkarttı Natalia’nın bu mesajı.Eger yüregimde gezdirebilseydim elimi; ‘güzelsin sen ‘ sonucu çıkardı ortaya sanırım 🙂 Hayatımda ilk kez, aradıgım hazza ulaştım… Başkalarını mutlu etmekten duydugum mutlulugun hazzına…

Yolculuklarda insanlar, genelde güvenli ve rahat konaklama yerleri tercih ederler.İllaki mantıklı bir düşünce bu.Ancak, manzara yoksunu bir kamp yeri, insan ruhunun yoksullugunu çogaltır.E tabi devam ettim bende yoluma, Esperanza’yı şöööyle bir turladıktan sonra 🙂

Üstü sisli bir küçük ırmak… Birkaç dakika o sislerin üzerinde düşüncemi gezdirdikten sonra, yola ve ırmaga cok yakın bir çingene kasabasına girdim.Çadır kurma istegimi geri çevirmedi, sarı ve eksik dişleriyle bir yaşlı çingene.

Çadırımı kurduktan sonra, ortamdaki inanılmaz rutubetin inadına,bir güzel serinlik yayıldı suratımdan.Agacın suya yansıyan gövdesinde dakikalarca gezdirdim gözlerimi.Manzara dedigin böyle olmalıydı işte… Bisikletim GPA’nın bile üzerinde bir yorgunluk seziliyordu bu arada.

Tam yorgunlugumuzu temiz bir uykuyla örtpas edecekken, ırmak kenarına gelen, bir anne ile kızını fark ettim.Yıkamaya hiç gerek yoktu o güzel cocugu.Çünkü öyle temizdi, öyle yeniydi ki çocugun gözleri, ufaklıgın yüzünden ırmaga düşen damlalar ile uzaklaştı sanki sis…

Annesinin, çocugun sacını ırmaktaki çiçekler ile ovdugunu görünce, bir taraflarım agrımaya başladı… Çiçek uzattıgım bir kadının, çiçegi bir ırmaga atması yıkmıştı beni yıllar önce.Meger niyeti farklıymış o kadının, bir çingene çocugun saçlarını mis kokutmakmış o niyet.

Berbatlamış çoraplarıma inat, adını bilmedigim çiçeklerin kokusuyla uyudum o ırmak kenarında o gece.

Sabah erkenden düştüm yine yola 🙂 Bu cümleyi her içimden geçirişimde, güneş benden izin istermiş gibi hissediyorum bazen, dogabilmek için.

Bisikletim GPA’dan bahsedeyim mi azıcık?

Hmm, vitessiz ve demir.Sonrası mavi… 🙂

Hayatımın epey yılını Mersin’de geçirmiş olmama ragmen, buradaki rutubet beni çok etkilemez sanıyordum ama, nefes almanın güçlügünü görünce fikrim degişti.Bu arada yol kenarlarında agaç kökü satıryorlar ve bir de muz.Ben muzdan nasibimi aldım elbet ama biraz fazla almışım sanırım 🙂 yaklaşık 1 dolara yaklaşık 1.5 kilo verdiler 🙂

Burası tropikal bir bölge oldugu için çok fazla kelebek var burada.Bazen yüzüme dokunan bir kanat, bazen mate termusumun üstüne konan bir kelebek tüm yorgunlugumu aldı.Ancak üzdüler beni, yerdeki ölü kelebekler.

Kendime bu isimle hiç hitap etmemiştim ; Ölü kelebek toplayıcısı…

Yeni ismimin bana hatırlattıgı, kırık geçmiş ile uyudum o gün, yol kenarında, yine çadırımda.

Ertesi gün düştüm güneşle yola.Özellikle bu gün çok fazla kamyon geçti yanımdan, böyle kütüklerle dolu.O kütüklerden uçuşan agaç kabukları birkaç kere bacagıma çarptı.Yolun beni uyardıgını anladım.” KASK ALMADIIIIN ” diyordu bana.Ve bir kaza, her yerde aynı acıtır canı.Hele seni takip eden bir sürü candost varsa.Kara kara düşünmeye başladım.Azcık da pişman oldum, kask alamadıgım için.

İşte emekçi bir çingene amca daha 🙂 Hemen bir şeyler paylaşma istegi duydum artık daha radikal olan dünya görüşümden dolayı.’Elindeki fazla ise az olanla paylaş.’tır ya benim bildigim sosyalizm tanımı, benim için cidden fazla olan muzlardan bolca verdim şu amcaya 🙂 Azcık şaşırdı tabi ama… İyidir iyi 🙂

Aksama dogru yol daraldı.Kamyonlar çogaldı… Kaskımın olmayışı azcık daha rahatsız etmeye başladı beni.

Burada binbir türlü canlı var.Aşşagıdaki fotografı çektim ama hala anlayabilmiş degilim.Nedir bu yaratık?

Zaman geçti, ben geçtim.Bir gün bir şehirden çıkmak üzereyken, bir çingene çocugunu benim bisikletimin yanında gördüm, beni hiç ciddiye almadan bisikletimin gövdesine dokunup ‘ Esta nueeeeeeevooo’ dedi ve bisikleti sevdi durdu elleriyle…

Sizce Feyyaz ne yapar 🙂

Bisikletimin üzerinden çantalarımı indirdigim gibi ‘bu bisiklet senindir ufaklık’ diyip, anında karar verdim ‘ Şiliiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii’

Belki tam tatmin olmadım bisiklet sürmek adına ama, yahu o çocugun gözlerinin gülüşü ve benim illa bir kaza ile toplumsal mesaj vermemek isteyişim üstüne Carlos’un gülümsemesini düşününce kalbim öyle tatmin oldu ki 🙂 Eminim benim bisikleti hediye ettigim çocugun hayatında, hep güzel anılıcak bir yaşanmışlık olucak bu 🙂 tabi benim için de 🙂

Otostopla şehir merkezine gittim önce Posadas’a.Oradan Cordoba’ya.

Yukardaki fotograf Cordoba’dan.Hiç ilgimi çekmedi aslına bakarsanız.İlgimi çeken tek şey, yırtık ayakkabılarımı görüp, yolunu degiştiren zengin insanlar.Ögrretisine yandıgımın dünyası 🙂 Onlar benim fakirligime bakıyorlardı, yırtık ayakkabılarıma.Ben de onların fakirligine bakıyordum, şenliksiz gözlerine… Neyse bir otobüsle Mendoza’ya geçtim ve geldim Şili sınırına.

Aşşagıdaki fotograf sizin için ne ifade ediyor cok merak ediyorum 🙂

Anlatayım 🙂 Sınırda kontrolden gecerken, çantamda unuttugum bir limon yüzünden , 3 polis tarafından sorgulanıp ifade verdim. Ciddiyim yahu 🙂 Şili’ye sebze vemeyve sokmak yasak.Ben bunu biliyordum ama 3 gün önce bir konserve salataya sıkmak için almıştım, unutmuşum çantamda.

Beni bir odada sorguya cektiler, ben zor tuttum kahkaha atmamak için 🙂 ama sınır polisi sonuçta, espiriden cok anlayacagını sanmıyorum.Benim ispanyolcam meseleyi anlatmaya yetmeyince 4. bir polis geldi. Tek ingilizce bilen polismiş ordaki 🙂

İmzalar falan atıldı.Derken muhabbete başladık polis kadınla.5 dk sonra Victor Jara’dan bir şarkı söyledi bana 🙂 Tabi bizim kahkahalarımızı kameradan gören amiri hatunu yanına cagırdı 🙂 Döndükten sonra ‘Lütfen gülmeyelim beyfendi’ demeye başladı polis 🙂

Aşşagıdaki belge benim dördüncü ve son belgem.İfadem var orada ispanyolca 😀 Dikkat edin 1 Limon 0,1 Kg yazısına 🙂

Santiago’nun birbiriyle baglantılı 5 metrosundan, 101 durak içinde Carlos’un evinin oldugu duragı buldum.Heycan içinde kapılarına gittim ve El Pueblo Unido Cama Sera Vencido diye şarkı söylemeye başladım.Ailede en uzak oldugum kişi Carla koşarak merdivenlerden indi Fernandooooooo diye 🙂 Derken  Viviana, gözünde anında biriken yaş ile belirdi kapıda 🙂 Sarıldık…

Anlattım… Güldüler, hüzünlendiler ama beni tekrar gördükleri için öyle mutlu olmuşlardı ki… Dostum, Carlos ne tepki verecekti acaba 🙂

Birkaç gün sonra Carlos geldi eve, kapıyı ben açtım… Carlos, o kısa boylu ve 50’ye yakın yaşı ile  Carlos Quintana Mallea, beni görür görmez aglamaya başladı ve  amigo Fernandoooo hahahaaaaaa diyip sarıldı bana 🙂 Nasıl anlatayım yahu size…

Ben Türkiye’deki insanların, Türkiye’nın her köşesinden Ankara’ya dogru yürüdüklerini biliyordum.Bu yürüyüşün amacını da… ‘Anadoluyu Vermeyecegiz’ diyor ve yürüyorlardı.Benim yolculugum ne kadar ‘İçimdeki Gökyüzü’ne dogru yapılmış olsa da, dayanışma ve birliktelik dolanır kanımızda.Ben de bir Pankart hazırladım.. ‘Yanınızdayım’ mesajı vermek için. Bir de İzmir’deki bisiklet dostlarımın grubu olan Karşı Bisiklet grubunun da ismini iliştirdim.Verdikleri emegi gözlerimle görüyor, her protestolarında yanyana hissetmeye calışıyorum kendimi.

Viviana, dedi ki ‘Bu pankart ne için Fernando’ anlattım olayı.Viviana da demesin mi ‘ e yarın burada protesto var, Patagonya bölgesindeki agacların, hidroelektirik santrali kurmak için kesilmesine karşı bir protesto’ Bir yerde paranın yeşili ile doğanın yeşili pazarlıgı varsa, ben oradayım dedim.Ertesi gün katıldık Viviana ile protestoya…

Gazetelerde bir haber , ‘Dünkü protestoya 40.000 e yakın insan katıldı’.Bu haberin karsısında çok sevindik Viviana ile. Ha bir de, Patagonya’yı vermeyecegiz sloganı da attık bol bol 🙂

Aşşagıdaki fotografta, protestocu arkadaslarla konusup ben de katıldım aralarına.Bakınız soldan ikinci uzun adam 🙂

Bu arada, 1 hafta sonra aynı protestonun tekrarı oldu, ona da katıldım 🙂

Ailesinin yanında tekrar gelip, biraz da kendinin Amerika da olmasından dolayı evde acılan boşlugu doldurdugum için, Natalia’nın hediyesi olan Neruda tişortü ile katıldım ikinci protestoya 🙂

Carlos benim şerefime Balık yapmak istedi 🙂 Biralar açıldı, gönüller doldu.Herkes mutlu, herkes biraz şaşkın.Bir insan bir insanı neden sever ? sorusunun cevabını bir kez daha andım ‘NEDEN SEVMESİN ULAN !

Beni insanlarla tanıştırmaktan gurur duyuyorlar… Karşılıksız sevgi sunuyorlar.Gerçek olan ne varsa burada işte.Benim tekrar Şili’ye ikinci ailemin yanına dönmemden olayı Teşekkür olarak bir şarap almışlar bana, bir de güzel kutu yaptırmışlar 🙂 Üstünde Fernando Q. Feyyaz yazıyor 🙂

Mutluluk.

Mutlu…

Ayrılık vakitleri gelip çatmasa yüreklere olmazdı zaten…

Eveeeeet

Birkaç gün daha kalırsam ikinci ailemin yanında, daha kimse ayıramayacak beni Mutluluk sofralarındaki yerimden…

Datça çagırıyor beni.

Biraz da yeni yolların dönmesi yüregimin esrik dilinde…

Şöyyyyyle bir bakacak olursak ;

And daglarının dibinde, yeniden doga ile tanışıp bir ana rahmi gibi görüp buzul gölünü,

Dogdum yeniden, yaşamaya

Patagonya bölgesinde, ‘UMUT’ diyip günlerce tanımadıgım insanların yardımlarını bekledim 🙂

Ögrendim plansızlıgın içindeki renk uyumunu.

İkinci ailem ile tanıstım, otostop yolculugunun peydahladıgı güzel gözlü bir çocuk gibi;

Hayatı süsledik, karşılıksız sevmenin hediyesi, dilsiz ama mavi kurdele ile.

Adım bile degişti bu sevmede Fernando Quintana Mallea 🙂

Ernesto CHE Guevara’nın öldürüldügü okulu bulup Bolivyanın ücra bir köyünde, yeniden anladım Ernesto’nun son sözünü ;

” Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın ” O köyden ayrıldıktan sonra, dik yürümeye başladım.Yumrugum havada.

Aynı Bolivya’da gaspa ugradım, hayatımın en güzel dayagını yedim… Recelli ekmek satarken buldum kendimi Titicaca gölünün kıyısında.

Machu Piccu yu görmek için gittigim Peru’da, parasızlıktan Machu Piccu’yu göremedim ama insan hırslı ve inatçı olmayacak’ demeyi ögrendim,

Hayatın güzelligini tekrar çizdim, şiir defterime;

Aşk yaşamak ile Aşık olmanın arasındaki farkı.

Tanrının hediyesi İtalyan bir hatundan ögrenince…

Güzeldi kadın ama iyiydi yol.Utanmadan düştüm tekrar yola.

Terk ettim biraz… Biraz üzdüm, biraz öldüm sonra…

Ayakları çıplak bir çocugum hala, yüregim de arkadas , hep mavidir dışarda…

Paraguay’da ya da Brezilya’da…

Daha çok iş açıcam başınıza güzel dostlarım, her yol, bir sonrakinin önsözüdür…

Türkiye’deyim 🙂

(Şimdilik 😉 )

Bölüm vidyoları ;

http://www.youtube.com/watch?v=EjCsb81xndY (Protesto El Pueblo )

http://www.youtube.com/watch?v=6nlCvPcQ0sM  ( Paaaatagonya )

http://www.youtube.com/watch?v=00nL9SYFZS8  ( Protesto son)

 

8 comments

[…] /  Mavi Yoldas _________________________________________________________________ Bolum 12 / Santiago – Şili / Önsöz Posted in […]

Simpleman Thelasthero

KELEBEKLER

Kavmimi terk ettim
Her an ölebilirm
Zaten her an öelebilirim artık biliyorum
Ölümü gördüm
Ölümü gördüm, kavmimi terkettim

Kavmimi terkettim, canım acıdı
Ölümü gördüm canım acıdı
Ölümü gördüm canım acıdı, kavmimi terkettim

Kavmimi terkettim
Gözyaşı
Ölümü gördüm, gözyaşı
Canım acıdı, gözyaşı
Ölümü gördüm, canım acıdı, kavmimi terkettim, ağladım

Kavmimi terkettim
Kelebekler
Ölümü gördüm, canım acıdı, kavmimi terkettim, ağladım
Her an ölebilirim
Ama kelebekler hala uçuyor

Simpleman Thelasthero

a.fuat güvenç

sana yeni yollar diliyorum… keşfedilmemiş…öğreten yollar…

Hoş geldin çocuk kalpli.

Tuğba Laçiner

geldin, gördüm yüzünü…
demiştin ya bana …”merak etme gözlerimde taşıyacağım güzellikleri… beni görür görmez gideceksin başka diyarlara”…

artık hiç bir yeri gittiğin o yerler kadar özlemeyeceksin feyyazcım

geldin, gördüm gözlerini, gittim…

Üstün Dökmen hoca derdi, Ferrarisini satan bilge gerçekten bilge olsaydı satmaz bağışlardı diye, senin GPA o hesap, ne kadar bilge ne kadar olgunmuşsun gösterdin bize.

Hoşgeldin.

hoşgeldin..

bugün sesini duydum çok sevindim.haftaya seni görünce daha çok sevineceğim.hoşgeldin usta,hoşgeldin.

Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.