Şu günlerde sık sık andığım bir söz var… ‘Başarılı, kabiliyetli, yaratıcı olmak! Bunların hepsi boş laf! Yükselmek mi istiyorsun? O zaman sen de bir şebekeye dahil ol!’ Kim yazmışsa, iyi yazmış!

  Aslında öyle yükselmek istediğim falan da yok ama… İnsanlara ulaşmak, farkındalık yaratmak, ‘bakın bu işin böylesi de var! ” demek için, mutlak bir sisteme sokmaya çalışıyor ‘çevre’ beni. Yıllardır takip ediliyorum birkaç insan tarafından, arada bir kendilerini hissettiriyorlar. ‘Yazmaya devam et! ‘ , ‘Yolculuklarını bizimle mutlaka paylaş!’ , fotoğrafçılıkta ilerle, hatta ülke ülke portrelerden oluşan bir fotograf albümü yayınla!, ‘Merakla üçüncü kitabını bekliyoruz!’, ‘kemanını kap gel!, ruhumuz şenlensin’… gibi onlarca arzu…

Yahu!  Hepsi iyi güzel de, siz benden böylesine paylaşımcı bir tavır bekleyip, kendiniz bir nebze olsun harekete geçmeyi düşündünüz mü? Ya da beni sözsel olarak desteklediğiniz onca şeyden sonra, iki paket sigara parasına satın aldığınız o kitabı okuyacak vakit bulabildiniz mi? Bana ‘yaz’ diyen çevre sakinleri, kaçınız kitabı bitirebilecek kadar zaman ayırdınız? Madem ortaklaşa bir bilinç ile yol almak istiyoruz, siz üstünüze düşeni yapıyor musunuz?
yy

Kaç gündür düşünüyorum, aceba 3. kitabı PDF olarak mı yayınlasam diyorum. Hayır diyorum sonra kendi kendime, bunu okuyan insanın bir ağacın altında oturup, kitabının sayfalarını çevirecek kadar vakti olmalı! Fena karmaşalar arasında kaldım!

Gönül diyor, boşver anasını satayım! Aylarca emek verip kitap yazacaksın, kitabı bastırırken onca insanı yoracaksın, ardından imza günlerine çıkıp şehir şehir dolaşacaksın, sonra 1 yılda 500 kitap ile 3 kişinin yaşamında aktif bir rolün olacak! Onlar da, özgün ve ahlaklı bir yaşam kurmaya çalışacaklar, eğer kapitalizme yenik düşmezlerse.

 

Öbür taraftan, yazmayı, paylaşmayı öyle seviyorum ki! Yaşadıkça- yazamak istiyorum. Yazdıkça çevremde değişen insanlar görmek istiyorum… Tüm maddelerinden kurtulup Latin Amerika’ya gitmeleri gerekmez! Sadece sinemaya giderken seçici olsunlar, müzik dinlerken seçici olsunlar, sosyal medya diye adlandırdıkları sitelerde can sıkıntılarını gidereceklerine, bir ağacı ‘canları sıkılmadan izleyebilmeyi’ becerebilsinler…
Ucuz yöntemlerle popüler olmak çocuk oyuncağı! Hem de nasıl! Popülaritemi arttırdıktan sonra, ben ben olarak kalamayacağım malesef! Örneğin; bir aşk hikayesinin üzerine bal döküp, yayıncıya bir miktar para verip, bir miktar kitap mağazalarına para verip, kitabınızın satışını tavan yaptırabilir, ardından gazetelerin kitap eklerinde yer alabilirsiniz…

Böyle, emeği ucuzlaştırıp, insanların duygularını sömüren bir organizasyon ile popüler olup, çok kişiye ulaşacağıma, 250 tane kitap bastırırım, tek tek imzalayıp postalarım diye kendim için doğru olanı seçip cırmalıyorum! Kağıdı kalemi elime aldım geçenlerde… Hiçbir şey yazamadım! Çelişkiler içinde kaldım. Sağlam 250 okuyucum var mı? Teyit edemedim! Yani yazdığım kitabı, gerçekten hakkı ile okuyacak 250 kişi bulabilir miyim? diye sordum kendi kendime! Yanlış anlamayın, sayıya takmış durumda değilim! Sadece, hangi yöntemle kaç kişiye ulaşabilir, ne kadar farkındalık yaratabilirim diye sorguluyorum!

Şimdilerde, Mersin’de, yeni kitaplara bütçe oluşturacak ve kitapları yazarken harcadığım zaman içerisinde, beslenme ve müzik gibi temel ihtiyaçlarımı sağlamak için para kazanmaya çalışıyorum fotoğrafçılık yaparak. Aslında takı tasarlamak daha özgün bir sanat, fakat, özellikle Türkiye’deki kadınlar takı kullanırken ‘özgün’ olmaktan hoşlanmıyorlar 🙂 Çoğunun önceliği popülarite 🙂 Başkalarında gördüklerinden istiyorlar, kendilerine iyi hissettirecek olandan değil 🙂 Bu sebep ile takıya bu sene ara vereceğim…

Neyse dostlar, takipçiler 🙂 İyimser olmaya ve cırmalamaya devam edeceğim… Fakat bir şeyi de merak ediyorum, bu yazıyı kaç kişi okuyup bana ‘ben senin yoldaşın ve okuyucunum’ diye bir mail yazacak! Hadi hodri meydan size 🙂

Dostlukla ve FARKINDA kalın!!! Sizi seviyorum.



6 comments

Özgür Püsküllüoğlu

Yazdıklarında haklısın dostum. Popüler kültüre karşı koyabilen ve bunu samimiyetle dile getirebilen çevremdeki sayılı insanlardansın. Paylaşımların benim için çok değerli. Ve bir farkındalık yarattığına inanıyorum. Belki zamanla daha da artacaktır ama böylesi bir çağda çok fazla birşey beklememek lazım insanlardan. Tüketim toplumu bizi her yönüyle ele geçirmiş durumda. Bisikletle işe gidip geliyorum birçok kişi özeniyor, takdir ediyor, hayran oluyor ama bir tanesi çıkıp bunu yapmıyor. Aynı şekilde kendi bahçemi yapıyorum, çiçek sebze yetiştiriyorum. Yerli tohum için mücadele veriyorum. Görenlerin dibi düşüyor çok beğeniyorlar ama biri de çıkıp böyle güzel birşeyi bende yapmak istiyorum diyemiyor. Anlayacağın senden istiyorlar ama kendileri cesaret edemiyor ya da işlerine gelmiyor. Söyleyecek çok şey var ama neyse. GPA’da senin gibi bir dostla tanışmak benim için çok değerli. Yoldaşın ve Okuyucunum 🙂

Okuyucun olmuş olmamış, varmış yokmuş, ne farkeder?
Sen yaz.
Onlar için yazmıyorsun ki..
Alkışa oynamıyorsun ki.
Sen yaz.
Su yolunu bulur.
Kelimeler de…

feyyaz bey ; sabahattin ali, nazım hikmet, can yücel ve daha bir çok güzel insan, hepsinin ortak noktaları yazmalarıydı
mesela ömer hayyamı canlandırın zihninizde
dedim ben artık bu kızıl şarabı içmem ……. le başlayan mısralarını yazdığı ruh halini kurgulayın şöyle
bir elinde içinde bozuk şarap olan bir testi ve karşısında sevgilisi vardı sanırım
elinde kırışık bir kagıt ve bir parça kömür ucu sivriltilmişti herhalde kalem niyetine
yazınca mutlu oluyordu muhtemelen yazmayı seven ruh haliyle berduşça
yani demek istediğim tüm içten yazanların,
amaçları yazdıklarının okunması değildi
hiçbiri eserlerinin okunmasına takılmadılar düşüncede
içinizden geliyorsa yazmak ve bu sizi mutlu ediyorsa yazın işte
boşverin okunmuş olmasını veya okunmamasını
takmayın kafanıza
suyun tersine doğru kulaç atmaya devam edin derim

özgür okatan (brhylmvr)

feyyaz abicim;

Benim için nefes almak, ilk kitabını ,ilk bulduğum bankta ,ilk aldığım nefeste bitirmekle başladı,
bana nefesimi sen verdin. şimdi geri alma.

Mavinin derinliğini senin kitaplarında hissetmişken,
neden siyahlarla dolduruyorsun yaprakları.

Koyu karanlık gecelerimde, durması için el kaldırırken arabalara,
otostop anıların geliyor aklıma ve geceyi anılarınla kovuyorum sabahlara.

Yoldaşı olduğun kardeşini ve kardeşlerini,
Daha her şey meltem hafifliğindeyken yalnız bırakma…

YASEMİN BİRBUDAK

Sevgili dostum çok haklısın ama ben biliyorum ki senin ulaştığın 1 kişi reelde öyle değil …Sağlıklı sağlıktan kastım ruh sağlığını önemsediğimiz yaşatmaya yaşamı özümsetmeye çalıştığımız evlatlarımızı unutma..Sen çok özel ve değerli birisin .İyiki seni tanıdım ve kitaplarında dostluğunda soluklandım.Sen hep yaz ve paylaş ağaç dipleri ve deniz kenarları senin eserlerinle sevginle bambaşka..Tablet yada akıllı sanılan telefonların ekranlarında pdf olarak düşleyemem senin emeğini…Yanındayım dost…Gönüllü dağıtımcın olarak :))))Dostun..

Farkındalık, seçici olmak, sosyal medyada ona buna laf yetiştirmeye çalışarak vakit öldürmek yerine yeni şeyler değerli şeyler keşfetmeye çalışmak, haklısın, fakat ömür telaşı herkeste, ben biraz herkesin seçimleri olarak bakıyorum, birazda medyanın malesef yıllarca bir insanları uyuşturması, kalitesiz haberler, kalitesiz diziler, kalitesiz programlar. Bende hep demişimdir tv yi açtığımda neden iyi bişeyler bulmak bu kadar zor diye. Konu dağıldı 🙂 popüler kültür iş yapan bunu kabul etmek gerek. Mesele sayılar değil bence. Yazmak gerek, kalitesizliğe inat.

Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.