Kazım KOYUNCU ile başlıyoruz yine Karadeniz sularının rutuğbeti ile nemlenen bir şehire ,Trabzon’a…

Trabzon

Of ilçesinin merkezinde bir gezginle karşılaşıyoruz.Dostumuzun ismi Bernard o bir Fransız.

Gelmişken meşur Uzungöl’ü de görelim istiyoruz.

Süper bir köprü…

Yol üstünde süper bir gözlemeci buluyoruz.Ve sıcak sohbetle beraber götürüyoruz güzelim gözlemeleri.

Turda denize girdigimiz ilk yer.Gerçekten Karadeniz yutar adamı.Soğuk ve derin bir su.

İŞte Karadeniz insanının bize torpili.Yemek yediimiz yerin sütlaçı meşurmuş.Benim sütlaçla pek aram olmadığı için bana özel bir tarif yapıp getiriyorlar.Sütlaç üstüne kadayıf onun üstüne bol fındık… Çok seri yol alıyoruz bu enerjiyi aldıktan sonra…

Trabzon’un merkezine giriyoruz.Trafik yoğunluğunun verdiği hafif stres ile devam ediyoruz…

Trabzon’da gün batmaya başlıyor…

Sahil şeridinden giderken bu abi ile karşılaşıyoruz.Size ismini söylemek isterdim ama bizimle konuşamayacak kadar kendinden geçmiş içtenlikle çalıyor kemençesini.Bir fotoğraf alıp yolumuza devam ediyoruz…

Akşam çadır kuracak biyer buluyoruz.Hemde bedava.

Bize Karadeniz insanını sevdiren dostlarımız.Soldan sağa Emre-Nebi abi ve Yunus abi… Kocaman bir çadırları var.Sürekli çay bardağı ve tavla sesi duyuluyor 🙂  Akşamdan tanışıyoruz gece sohbet edip ve harika bir çaylarımızı yudumluyoruz…

Nebi abi domatesleri soyuyor.Kahvaltı hazırlanıyor.

Bidonda olan hamsi turşusu 🙂 inanılmaz ama gerçek.

Menemenimizde geliyor Trabzon uşağıda pek müsafirperver canım.

Boztepe’ye cıkıyoruz.Aşağıda Trabzon manzarası.

Kazım ustanın dediği ‘dalda kara yemiş oy dalda karayemiş’ işte bu dalda karayemiş 🙂

Kızlar manastırı… Fotoğrafdaki kızlara dikkat edin 🙂

Trabzon’da yaptığımız küçük gezinti için Emre’ye , Nebi ve Yunus abiye cok teşekkür ediyoruz.Yarın yol var ve biz hazırız…

Hazırız dedim ama tamamen lafın gelişi 🙂  Görmüş olduğunuz eşyalar sadece birimizin eşyası 🙂  toparlanmamız gece yarısını buluyor haliyle.

Evet sabahın ilk ışıklarında Akçaabat’dayız.Sabah sabah o meşur köftesinden yiyemiyoruz malesef.

Ha buraya Mersin dur da 🙂

Ve hayatımda yediğim en lezzetli ekmek… 3800 g agırlığında ki Vakfıkebir ekmeği.Hani her ilde vardır ya Öz Trabzon Vakfıkebir ekmeği 🙂  işte esas öz adıbelli Vakfıkebir ekmegi.Tam üç gün yanımızda taşıdık 🙂

Sarı poşetde ki Vakfıkebir ekmekğinin bi kısmı 🙂

Yol üstünde bize su ve kek ikram eden Yavuzlar ticarete oradaki dostum Buğra’ya selamlar… Sevgiler. Su gibi aziz olsunlar…

Trabzon’dan son kareydi… Artık Giresuna deva ediyoruz.

Giresun

Giresuna gireyruz 🙂

Yoldan…

Tireboluya girerken gerçeken yoruluyoruz…

Harika bir akarsu… Bu manzara Karadeniz’i cok iyi anlatıyor.

Tirebolu halk plajında çadırlarımızı kuruyoruz.Ve sahilde Karadeniz şarkıları söylerken şu manzara alıyor bizi ve geri getirmiyor.

Sabah düşüyoruz yeniden aynı heycanlarla, uzun yollara…

Karadeniz kadını…

Karadeniz erkeği…

Sizce söze gerek var mı?

O kadar acıkmışız ki.Gördüğümüz ilk köfteciye giriyoruz.Hacı Usta’nın Yeri…

Şimdi acıktık dedik ya… İyice abartıyoruz, tam yarımşar kilo köfte söylüyoruz 🙂 Yiyemediğimiz 4-5 köfteyi çaktırmadan ekmeklerle beraber poşetliyoruz ve bunu yaparken utanmıyoruz 🙂

Giresun’un merkezine ulaşıyoruz sonunda.

Yol üzerinde birçok fındık büfesi var.Biz Güze Fındık Büfesini tercih ediyoruz.Büfeyi işleten ‘Şeker Abla’ bize bol bol ikram yapıyor.Ben burdan aldığım fındığı Zonguldak’a kadar yediğimi biliyorum 🙂

Hoşçakal Güze Fındık, Hoşçakal Şeker abla…

Ve Giresun’dan namına yakışır son kare geliyor 🙂

SEVGİYLE….

5 comments

[…] 2/12          Trabzon & Giresun […]

Tasarim ve icerik olarak basarili bir blog, tebrikler.

teşekkürler çok işime yaradı.böyle yazılar bulmak hoş. takipteyim

vakfıkebirliyim ama şuan istanbulda yaşıyorum. duygulandım lan alın tabi köfteleri gezginsiniz 😀

Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>