Beceremedim rahat uyumayı Doğubeyazıt’da… Dışarda yol beni beklerken, rüyalar içinden rüya beğenmek zor geldi ruhuma.
Güneş ile beraber düştüm yola, yol ki, İran’a çıkacak…
Ağrı Dağı’nın samimi zirvesinin gölgesinde, sınıra doğru ilerledim. Bi ara, yanımdan bir motorsiklet geçti, sonra baktım durmuş ilerde, bana işaret etti, durdum .Lastiği patlamış ama tamir seti yokmuş. Hemen bi el attık lastiğe, çözdük mevzuyu. Güneyden gelen birinin sıcaklığını, doğu-batı ayırt etmeden gösterdiğime dair sözler söyledi Doğubeyazıtlı Miraç.
Devam ettim.. Yavaştan başladı, küçük bir martının, rengini bilmediği bir balık icin suya ilk dalışında ki tutku ve ürperiş…
İran sınırına yaklaşırken, bir duvar yazısı çok rahatsız etti beni… ” HUDUT BIR MILLETIN NAMUS VE SEREFININ KORUNDUGU YERDIR ” Hudutlar, utançtan başka bir şey degildir benim için… Sen kalk, halkları ve renklerini, nüfus cüzdanlarına, pasaportlarına sığdırmaya çalış, sonra parçala dünyayı, dünyadan habersiz ve sonra, bu parçalanmanın, bu kavganın gururunu taşıyor gibi, sınırların namusunu koruduğunu söyle.. Gülünç şey.. Sınırlar, büyük utançlardır bana göre.. İnsanı insandan ayıran her şey gibi…
Biraz da bu kirden arınmak için, çektim bisikletim Mavi Bulut’u bir kuytuya, kemanımla Karlı Kayın Ormanında’ türküsünü çaldım… Nazım Hikmet’e götürmek için bir avuç toprak aldım ve özgüven ile alakalı olarak, daha 9 aylık olan ezgi maceramı, çekinmeden utanmadan sizle de paylaşmak istedim. Baktınız sesten rahatsız oldunuz, hemen kapatınız videoyu 😉

VIDEO – Nazim Hikmet’e ilk sarki
Sınır geçişinde biraz sıkıntı yaşandı elbet… Mavi Bulut’u kurcalayanlar, saçıma ve küpeme hayvansal hormonları ile gülenler… Yüzleri hep asık olan askerler.
Ama yolcu olanlar bilir, rahatlık ve kolay işler umarak düşülmez yola..
Neyse, girdim İran’a… ilk hissettiğim şeydi ‘TOZ’ .Fakat insanların suratlarında değil, belki ellerine sadece… Farsca birçok duvar yazısı gördüm, ki çok fazla var.
Tebriz’e doğru gideceğimi biliyorum. Yalnız şöyle bir durum var; yahu dedim bir rota çıkartayım, ben komik bulsam da bu kilometre ve yükseltiler mevzusunu, belki dedim birkaç kişinin isine yarar.O sebeple Turkiye’deyken 3 bölüm tabela hazirladim sizlerle paylasmak icin. Fakat ne manidardir ki, yanıma çıktısını bile almadım 🙂 Kabaca izlemem gereken güzergahı biliyorum sonrası laf-u güzaf 🙂 Hem ‘YOL’ sayılabilir bir şey olsaydı, ben giden birisi olamazdım, sayan birisi olurdum 🙂 Yolcu, yol gider ; arkada sayılması gereken ne varsa, o saymak isteyenlerin üstlendiği görevdir, ki bazıları keyif alirlar bundan ki, çok normaldir 🙂
Ben de fazla konuşuyorum iste böyle 🙂 ”İnsanlik ” hali 🙂
Yolun Tebriz ayrımından sonra Makü adında bir sehir var.Dedim bir gireyim hele, surat surat dolaşayım… Sonra dönerim Tebriz yoluna. Nihayetinde girdim ilk İran Sehrine ;
Heyecanım tavan yapti insanlari izledikce. Kulagimda Farid Farjad icimde TOZ birikmeye basladi, İranlı çocukların tırnak içlerinde biriken cinsten bir TOZ.
Burada fotograf çekmek cok sıkıntılı… ”Sorgusuz sualsiz alıverirler adami iceri” gibisinden nice seyler duymustum. Gizlice fotoğrafladım gördüklerimi, gözlerimle… Ama dedik ya ‘hep birlikte gidiyoruz Nazım’a ‘ o sebeple, azıcık da riske girerek, sizin icin fotograf makinemle cektim birkaç fotoğrafı da…
Çocuklar… Bolivya’da da, İran’da da, hep temiz cocuklar hep yazık cocuklar…
Kadınlar… Bolivya’da da, İran’da da, hep emekçi kadınlar hep güzel kadınlar…
Koca dağlar, biraz Ruzgar (mecburen solda atar hala) ve bolca kus (belki Kırlangıç sadece) düşüne düşüne ve döndüre döndüre ruhumdaki aforizmavari aşkları, kuruldum bir ağacın dibine…
Yağmur yağacak gibi… Arınmak icin fırsat kolladığım bu yolda, ‘su’ fena olmazdı hani…
Ruhen doydum zaten, o halloldu, bir de vücudu doyurmak lazım. Barbunya konservesini, doyacak olmanın verdigi inanılmaz hazzı hissederek açtım ve karbonhidratları falan gönderdim ait oldukları yere.
Sonra, dedim açayım çadırımı, kestireyim azcık…
Cok gecmedi, disardan cocuk sesleri duydum… Actim cadiri, baktim 3 cocuk, ellerinde koyun otlatmak icin kullandıkları sopalar, birinin elinde yeni doğmuş bir koyun yavrusu… Fars dilinde selam verdiler (yani ben öyle umuyorum 🙂 ) Ürkek hallerdeydiler, dedim ‘ gelin hele ‘
Yaklaştılar… Nerden geldigimi anlattım, bir tanesi Türkçe biliyor biraz. Azcik daha yaklastilar, sonra ben ayaga kalkinca, 2 adim geri çekildiler… Böyle ürkek cocuklarla karsilasmamistim hic. Gerci gereksiz uzunlukta bir adamım bilirsiniz, belki normaldir ürkmeleri 🙂
Arkadas olduk, Mavi Bulut’u incelediler.
Çok sevdiler… Eeee Mavi Bulut sevilmekten hoşlanır ( bizim de aradıgımız tek güzellik degil midir başımızın okşanması, samimi bir el tarafından? ) “Kim tur atmak ister” diye sorunca, bir tanesi utana sıkıla, ‘ben ! ‘ dedi… Derken sırayla tur attırdım kucuk yeşillikte…
Muhabbet aldi basini gitti 🙂
Soldan saga isimlerini de söyleyeyim size ;
Ruhallah – Mehdi – Armin – Feyyaz 🙂
Muhabbet koyulaştı dedim ya… Çok merak ediyordum ne tarz müzik dinlediklerini, sordum haliyle 🙂 Video ile sizlere de sundum, böyle buyrun ;
VIDEO Iranli kucuk cobanlar ne dinler
Birkac fotograf, bu güzellikten ;
Dediler ki ; Feyyaz ! emret sana yemek getirak su getirak, yolcusundur, actir karnin.” Yahu emretmek ne demek ! arkadaşız biz ! dedim ben de… Cok ısrar ettiler; ‘bari peynir getirak, biz yapirak peyniriigigii ” Kabul ettim bu emek kokan teklifi. Mehdi ve Armin, ellerini birbirlerinin omuzlarına atarak evlerine gittiler 🙂 Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biriydi bu, tertemiz bir dostluğun 8. yasini görmek… Sizin payınıza fotograf düşmedi bu andan… Cok da suclu hissetmiyorum bu kareyi sizlere sunmadigim icin 🙂 Ruhumu biraz şımartmak ve sizin de böyle karelerle karsilasmaniz icin yola düşmeniz gerektiğini anlatmak istediğimden 😉
Mis gibi koyun peynirini, ayni mis kokulu koy ekmegi ile mideye indirdikten sonra, cocuklar islerine, ben leziz uykuma dondum 🙂
Sözleştiğimiz gibi geri geldiler birkaç saat sonra…
Muhabbet muhabbet… Türkiye’deki koyunlar ve İran’daki koyunlarin, kuyruklarının büyüklük farklarına kadar konustuk.
Çocuklar keman kutusunu görünce; ”o nedir” diye merak ettiler… Anlattim. Bir sarki cal hatrimiz icin dediler, bahaneler uydurdum nedense (yüreksizlik yaptim yani). Sonra ısrar ve ısrar, tamam dedim çalayım bir sarki. Nasil bir sarki istersiniz dedim, cevap aynen su ;
” Ya !!! Cal bir sarki, böyle, yüreğimiz ferahlasın !! ”
Bunu duyunca, kafamdaki ve cevremdeki, muzik adina kendi kendime olusturdugum o sacma duvarlar yikildi. Bu yikimin gurultusu, ezgiyi bastırmasın diye, tüm tutucu tavırlara ağız dolu su gülmeyi sonraya bıraktım… Ve o, tertemiz 3 çoban çocuğu, tuttum kulaklarından ‘Midnight in Moscow’ eseri ile, Rusya’ya goturdum… Öyle sevdiler ki kemanın sesini; ” ilk kez bu kadar yakından keman görüyoruz dediklerinde, icim bir hos oldu… Kemani onlara bırakmak geldi icimden… Beceremedim, Nazim ustaya ezgi götürmek ile yükümlüydü çünkü o… En azından, unutulmaz bir hatıra olsun diye vedim ellerine kemani 🙂
Suratlarına gömülmek istediğim o kadar cocuk gordum ki bu dünyada… Bingol’de, Paraguay’da ve simdi, İran’in bir köyünde…
Sabah icin sözleştik… Muhabbete gelecekler.Ama erken ayrılacağımı söyledim… Güneş ile düşerim dedim yola.
Gece bebekler gibi uyudum, toprağın sırtında… Gece rüya yerine, siir düştü aklıma ;
Yüreğimiz Ferahlasın
İran’da üç çocuk
ama insan…
koşarak gittiği o kerpiç evden
avuçlayıp geldiği peyniri
yolcuya aşkla sunan
üç soluk
yaşayasan,
üç can
yaşayasan,
insan olmak güzelliği.
yaşayasan,
Armin, Ruhallah ve Mehdi
Şiir oldu gülümsememiz.
Ve sonra güneş, böyle güzel mi doğarmış burada arkadas, mest oldum… Durdum ! Düşünmeden düştüm aydınlığa…
Böyle bir sabaha, bir güzel Erkan Oğur ezgisi ve bolca dostluk yakışır diyerekten, kahvaltımı videoya cektim sizler icin. Özellikle turunç receli macerasi icin Yeter ablaya teşekkür ediyorum 🙂 izleyince anlarsınız mevzuyu.
VIDEO Turunc Tatlisi ile iran koy peyniri Kahvaltisi
Tabi bizim ufaklıkların, uykularından fedakarlık edip beni sabah erken saatte ziyarete gelecekleri aklıma gelmişti. Ama bu sefer, iki arkadaşlarını daha getirmişler köyden 🙂 Muhabbet muhabbet, ve ayrılık vaktinden önce, bir fotograflarını cektim Mavi Bulut ile.
Uffff… Yahu tanışmalar, sevmeler ve sevilmeler tamam da arkadas, bu terk etme mevzusunu nasıl çözeecğiz? Düşüncemi ağrıtıyor her ayrılış… ‘Abi bir gün daha kal burada, koyun güderiz ‘ teklifine karşılık, dudaklarımdaki büyük sessizlik nasıl çözülecek…
Yolcuyum bir kere, tanrı, vermis cezamı, hüküm giymiş, cezamı çekiyorum işte…
Armin’i Türkiye’ye dönünce arayacağıma ve tekrar ziyaretine gelecegime soz vererek ayrıldım o güzel çocuklardan… ( eğer keyifli ve farklı bir an yasamak istiyorsanız, Çoban Armin’in numarasını vereyim, o da çok mutlu olur böyle bir durumda 🙂 0914 858 03 68
Biraz da beni akından çıkartmayan ve bedeninde şehvetle dolaşmamı arzulayan doğanın koynunda devam ettim yoluma…
Bisikletimin romorkumda ( ki yeni bir dünyaya babalik yapan, yani guzel Ipek Bebek’in babasi, dostum Oktay’in, bu yol icin bana sunduğu, o el yapımı güzel icattır ) bir problem başgösterdi. Bir kırılma sözkonusu arka kısımda. Yol üstünde ufak bir kasabada bu sorunu çözmek icin can attığım bir anda, bir kaynakçı dükkanın önünden geçerken buldum kendimi.
Çok yardimci oldular 🙂 Hallettik sorunu
Ve fotoğraf çekildik tabi ;
Sonra nedendir bilmem, bir coşku ile pedalladım… Ama öyle böyle degil, sadece bir defa öğle yemeğimi (yarim kutu barbunya ve koy ekmegi) yemek icin durdum… Hayvancılık cok olduğu icin burada, cok fazla köpek var. Tasdelen bilir, kopekler bizi sevmez pek 🙂 beni 500m uzaktan görüp kovalamaya başlıyorlar… Defalarca tekrar etti bu olay.Derken Khoy ayrımına gelmisim. Askeri bir kontrol sirasinda, Tebriz’e gittiğimi öğrenen askerler, yaklasik 100 km var dediler ben sormadan, Çarşamba sabahından Persembe orta gunesine kadar (oglene kadar) yaklasik 180km gelmisim. E daha aksama cok var, pedalladim Tebriz’e dogru. Hava karardi, hic adetim degildir karanlıkta yol gitmek… Havasından midir suyundan midir, coşku ile pedalladim… Tebriz görünmeye basladi uzaktan… Kocaman bir sehir… Ve malesef, berbat bir trafigin icine karıştım ve cok degil birkac atraksyon yasadiktan sonra, ufak bir dusus yasadim. Hemen kalktim, bende bisey yok. Ama Mavi Bulut’u hic bu kadar aci bir halde görmemiştim. Romorkta hic bisey yok, esyalarda da oyle. Fakat Mavi Bulut’un problemleri kisaca ;
Kadro kulagi kirik,
Arka fren bacaklarindan biri komple ucmus,
Fren bacak pivotu kitilmis
On fren kolu baglantisindaki ayar vidasi kirilmis
Arka jant egilmis
Arka jant mili egilmis
Kadrodaki cizikler ve siyiriklar cabasi…
Nasil etsem dedim, zaten karnimi zor doyuruyorum ve Mavi Bulut’u da oyle gormek pek bi dokundu… Ağlasam mi azicik? Vazgectim. Dedim ki yol bu, her sey dahil. Once ruhu toparladım, sonra Mavi Bulut’u. Artik sehirde oldugum icin, Couch Surfing sitesinden edindiğim, beni Tebriz’de misafir etmek isteyen arkadasim Mehdi’ye telefon actim. Taksi ile geldi beni almaya, cok uzak değilmiş evi…
Hemen bir bisikletçi dost cagirdik. Bakti, hallolur dedi, burada bisiklet kullanan cok. Dedim ki ben de ; ”Cigerim parçalandı aziz dostum ” , bisikletci dostumuz Hamid’e bu laf öyle dokundu ki, ” aman kardasim. Üzme kendini hallederiz bir sekilde ”
Mavi Bulut’u , kalbi kirik bir vaziyette birakip, baska dostlarin evine, Mugam dinlemeye gittik. Burada organizasyonlar gayet hizli oldu… Neden bilmem, hangi memleketi yoklasam sevgi adina, hep alip yüreklerine basıyorlar beni 🙂
Ruzgardan yanmis yüzüm, yorgun ve biraz huzursuz kaslarim ile uykuya daldim. Ama CouchSurfing buluşmasını kabul ettik seve seve, sabah 6 gibi uyanıp dag yollarına düşeceğiz, yeniden ve yine büyük hazlar ile…
Türk oldugumu duyan herkes farkli bir ilgi ile yaklaştı bana… Rahatsız edici buldum bu tavri… Kizmayin hemen. Cunku, benim paylasim anlayışım, pasaportunda hangi ulkenin bayrağını taşıdığın ile alakali degildir. Ki bayrakların özgürlük sembolü olduguna da pek inanmam… Derdimi anlatmaya çalıştım, dedim ki ; hepimizin ilk adi, ‘insan’ olmalı ve ben bir gezginim, bir toprağı digerinden ustun saymak, en cok bana yakışmaz… Tavrım, tesadüfen doğduğum bir yer yüzünden sevilmeyi istemediğim ve eğer beni seveceklerse, gökyüzünün farkında oldugum icin sevilmek istediğim yönünde oldu.
Hallettik hallettik sevme karmaşalarinin çogunu. Arkadas edindikçe programlar uzadi. Ama şu dag macerasını anlatayımda biraz 🙂
Yaklasik 20 kisi düştük zirve yoluna… Muhabbetler ve Azeri şarkıları eşliğinde. Neden Azeri şarkilari? Çünkü Tebriz, İran tarafindan dil ve diğer özgürlükler bakımından, Farsiler tarafından sömürülen bir bölge olduğuna dair bazı duyumlar aldım.
Hatta devlet, okullarda yasak etmiş Azeri ve Turk dilini… Bir halkı, yavaş yavaş yok etme çabasından öte bir şey degil bu ! Azerbaycan dansları yapıp şarkılarını söylemek sakıncalı bulunuyor. Daha nice yasak var ama… Şimdilik bu kadar kaldiriyor yüreğim… Devam ettik tirmanmaya…
Hani dedim ya yasaklar ülkesi diye… İnadina, zirvede Azeri şarkıları söyleyip, dans ettik. Vidyo cektim ki, siz de anlayin, siyasetin, insanların kültürlerini sömüremeyeceğini.
VIDEO Dand Daginda Isyan dansi
Bu arada, burdaki kadinlarin kapali olmasi durumu tahmin edildigi gibi degil. Devletin yasak koymasindan dolayi kapanan milyonlarca kadin var. Bunu inançlarının geregi olarak degil de, hükümetin gereği olarak yapan kadinlar cok belliler. Sadece kafalarının hemen hemen yarisini kapatıyorlar bu kadınlar… İnanılmaz bakımlı ve de güzel oluyorlar…
Dağdan döndük… Fena yoruldum.. .Ve birkaç saat sonra yeni bir planin icinde buldum kendimi 🙂 Müzisyen dostlar gelip benim şerefime, Mugam sanati icra edecekler 🙂
Sanırım 1 saat kadar uyudum.
Ve geldi müzisyen dostlar… 3 tane def, bir Azeri Tarı. Şarkılar söylendi çalındı. Ben de bir ara ‘azıcık keman çalıyorum’ demistim. E hali ile, bize bir sarki da sen cal dediler.Tamam dedim ama, tir tir titriyecegim belli.
Cok anlatmayayım, ama muzik yapmak , daha dogrusu, muzigi muzik adina yapmak ile ilgili öyle güzel seyler öğrendim ki. Ve duyabilir misiniz videoda bilmem ama, benim titrediğimi gören üstad, diyor ki ‘Yüreginle Çal’ benim icin birçok dava kapandı bu söz ile… Artık dil problemimiz yok kemanımla 🙂
Şu, aşağıdaki dostum, Amir’in sayesinde duvarlar yerlebir oldu.
VIDEO Yureginle Cal – AYRILIQ Mahnisi
Hayatımdaki en lezzetli geceyi geçirdiğimi söyleyebilirim. Bana sarki söylettikleri icin onlar nasıl uyudular gece bilmem ama, ben fena rahat uyudum… O gece bütün yarim kalan ve artan aşkları sığdırabildim kalbime…
Ertesi gün, Mavi Bulutun sorunlarını çözmek sırası geldi. Gittik bir tamirciye… Ben tabi telaşlar içindeyim. Dünyanın masrafi cıkıcak ya da çözülemeyecek problemlerle karşılaşacağım diyerekten…
Kucucuk bir dükkana girdik… Bu usta hakkında çok güzel şeyler söylediler. ‘Saed Muhamadi’ ustamızın ismi.
Ustanın yanindaki kirmizi-siyahli dostum Hamid. Benimle cok ama cok ilgilendi sagolsun. Sanki İran’da, 20 yillik bir dostum varmis gibi hissettirdi sagolsun…
Mavi Bulut’u Saed ustaya bırakıp, Azeri müzesine gittik Hamid ile. Pek ilgimi cekmiyor aslinda tarih… Ben, ülkelerin hikayelerini, o ulkenin insanlarinin suratlarina bakarak öğrenmeye calisirim hep… Muzeden en ilgimi ceken parcalar ;
Ve
Muzeden cikip, Mavi Mescid’e gittik…
Sonra biraz da Bazar denilen, Istanbul’daki Kapaliçarsi’ya benzeyen yeri dolastik…
Sonra Hamid ile geri döndük ustanin yanina… usta, arka gobegin bilyelerini temizledi, eğriliğini düzeltti, frenleri halletti, benim cok da iyi takamadigim arka aktariciya bir ayar cekti ve daha bircok ince olayi halletti. Sonra dedi ki, ”sadece malzeme parasi yeter, ben turistlerden tamir parasi almiyorum” o kadar rahatladim ki… sadece 10 dolar kadar para ödeyerek atlattim bu durumu… Yaşayasan Saed usta 🙂 Senin gibi insanlar güzelleştiriyor yolu. Yolcuyu madde olarak görmeyen insanlara, emekçilere selam olsun.
Sen de yasayasan Hamid dost 🙂
Dostlarim arttikca planlar da artiyor… Bir arkadas aliyor beni, diger arkadasa birakiyor 🙂 Biriyle kahvalti yapiyorum digeri ile Omer Hayyam ve hurriyet hakkinda konumak icin ofisine gidiyorum.Hic bu kadar planli bir paylasim yasamamistim… Hele Ali Che diye bir adam var ki, sonra Huseyin… 🙂 Suan Sahand’in ailesinin evindeyim, pasalar gibi bakiyorlar bana 🙂 bir kus sutu eksik.Samimiyet ve sicakliklari icin cok minnettarin bu aileye.
Simdi, bu yazi epey uzadi, cok konusmak ya da anlatmak diyelim, hosuma gidiyor da gitmesine, disarda hayat akarken, daha fazla klavye ile yuz-goz olmak istemiyorum… O yuzden daha fazla anlatmayacagim iran?i.
Belki,
son bir fotograf,





































“1 – İran – Toz ve Ezgi” için 5.826 yanıt
dostum aldın götürdün yüreğimi ruhum öylesine güzel bir yolculuk yaptı ki ifade edemem.İçim sıcacık oldu tarif edilemez güzellikler yaşadım umarım bir gün bende düşebilirim bu yollaraa :)emeğine yüreğine sağlık…
feyyaz uzun dedin ama bi çırpıda bitiverdi…..
gezgin ile turcu arasındaki farkı hissettirme arzun da fazlasıyla yerini bulmuş gibi…
bazı aptal önyargılarımdan kurtulma yolunda ilerlerken, bu süreci hızlandırıyosunuz resmen…
kazasız belasız…iyi yolculuklar..
son olarak…”yigidim aslanım..” performansın gayet başarılıydı=)
Hello Feyyaz abi, I am Ann-Marie. I met you in Datca with my mum Deniz and my brother Martin, if you remember.Iran looks very interesting, it is very different compared to England.Some day, I would like to travel with you too. I like your bicycle BLUE CLOUD, it is bigger than mine and I like the color of blue so much. I think you are very brave to go to those places. I will be brave like you too. Love Ann-Marie
Canimsiniz…
breh breh breh 🙂 tam bir güzellik ziyafeti…. Yazacak birşey bulamıyorum bende Cihan abim gibi…. yolun bol olsun dostum. Yolculuğun hiç bitmesin…
Romorktaki kırık… Hiç kırılmaması gereken bir yerden kırılmış… Yaşarken hiç beklediğimiz yerden darbe almamız gibi bişey olmuş 🙂 Neyseki küçük bi kaynakla halledebilmişsin.. Sorunsuz yolculuklar dostum.
Bizide oralara götürdüğün için çok teşekkür ederim . Yolun açık olsun abi …
İnsanların yüreğini yolculuğa çıkartan bir tatta yazı ve paylaşım olmuş.
Nazım yolunda bir çok güzellik yaşaman dileğiyle Saygılar…
Ne diyeyim tesekkurler. Ruhumu yikadi, parlatti ekrana doktugun kelimeler. Yazini okurken keske dedim o coban cocuklarla bir gun daha kalip koyun gutseydin. Tabi bu benim keskem. Yol senin yolun. Ben aklimda orada bir gun fazla kalip o cocuklarla koyun guttum senin yerine. Bu yuzden Tebriz’e de senden bir gun sonra vardim. İran’da ki Azerilere ayni Turkiye’deki Kurtlere yapilan yasaklamalarin oldugunu senden ogrendim simdi.aglicakla kal.
Yukaridaki yaziyi cepten yazdim. Son duzeltmeleri yapamadan basmisim yorum tusuna… Diyecektim ki bu mulkiyetcilik yuzunden parcalanmis dunyamizda ne cok kalpler kiriliyor. Senin kemanindan cikan ezgiler bir nebze olsun tamir eder umarim. Saglicakla kal…
yola devam, harika bir başlangıç yapmışsın. sonuna kadar bu güzellikte devam etmesi dileğiyle.
esen kal
Dostum, takipçilerini kışkırtman ne güzel 🙂 (sizin de böyle karelerle karşılaşmanız için yola düşmeniz gerektiğini anlatmak isteyişin)
ve şiirin, nasıl da yaşanmış bir şiir o öyle. yaşlanması, yıllanması dileğiyle..
turunç reçeli videosunu gözlerim ıslak izledim.
gökyüzünün farkında olduğun için sevilmek isteği!! woow
müzisyen Amir ile tanışmayı gerçekten çok isterim Feyyaz!
sevgili feyyaz azönce yoldan geldim ve yolladıklarını aceleyle okudum izledim.sen oralara yakışıyorsun yollara yakışıyorsun ilk bunu hissettim.y0lun ve yaşamın getirdiklerine de zaten razıyız değil mi…sağlıcakla kal…
harikulade… Yolun açık olsun yüreği göğsüne sığmayan adam…
Sizin yorumlariniz ustune soz soylemek zor… Mana ya soz yok soyleyecek… Takip edildigimi bilmek, inanilmaz rahatlatici\ bir o kadar da olum korkusu yukluyor insana… Hepinize ayri ayri yorum yazmayi cok isterdim, ama ne yuregim ne de farsi bir bilgisayar klavyesi is goruyor simdi./
Dostluk ve yol ile/.
Kuzen!
Eşiği aşmak zor(du).
Latin Amerika bambaska bir tecrubeydi biliyorum ama bu yolun sonunda cok daha farkli bir bakis kazanacagina inaniyorum Feyyaz… Hersey bir yana insanlarin kafasindaki yalan yanlis bir suru algiyi kirmak adina bile o kadar onemli bir sey yapiyorsun ki…
Gunes dogu`dan yukselmez mi? Donunce yuzyuze iken dinlemeyi tercih ederim…
dost yüreğine sağlık..yanlız değilsin bu YOL’da.
okumaya 2’den başladım, 1’e döndüm, okudum şimdi tekrar 3’ü (gürcistanı) okumak istiyorum :)…
o köpekler yokmu, onlar olmasa daha az heyacanlı oluyor yolda olmak 🙂
sen anlat okumak en büyük zevk biz.
fantastic website, feyyaz alacam! thank you!